Bir hatırlatma, bir hesaplaşma ve bir söz günüdür.
1857 yılında, daha iyi çalışma koşulları ve eşit işe eşit ücret talebiyle greve çıkan 129 kadın işçi, kilitlenen fabrika kapılarının ardında çıkan yangında yaşamını yitirdi.
O gün yükselen çığlık, yalnızca bir fabrikanın duvarlarında kalmadı; dünyanın dört bir yanında kadınların eşitlik mücadelesinin simgesi haline geldi.
Bugün 8 Mart’a bakarken yalnızca geçmişi anmıyoruz.
Bugünün gerçekleriyle yüzleşiyoruz.
Ve ne yazık ki tablo hâlâ parlak değil.
Kadınlar hâlâ şiddetin hedefi oluyor.
Kadınlar hâlâ ekonomik hayatta eşit fırsatlara ulaşmak için mücadele etmek zorunda kalıyor.
Kadınlar hâlâ siyasette ve karar alma mekanizmalarında yeterince yer bulamıyor.
Oysa nüfusun yarısını oluşturan kadınların yönetimde bu denli az yer alması yalnızca kadınlar için değil, demokrasinin kendisi için ciddi bir eksikliktir.
Çünkü açık bir gerçek var:
Kadınlar yönetimde yoksa demokrasi yarımdır.
Kadın Cinayetleri Bir Toplumsal Alarmdır.
Türkiye’de yaşanan kadın cinayetlerini artık münferit olaylar olarak değerlendirmek mümkün değildir.
Her bir cinayet; eşitsizliğin, cezasızlık algısının ve kadınların yaşam hakkını koruyacak mekanizmaların yeterince işletilememesinin sonucudur.
Bir toplumda kadınlar korku içinde yaşıyorsa, o toplumda güven duygusu da zedelenmiş demektir.
Yaşam hakkını korumak yalnızca bir hukuki sorumluluk değil, aynı zamanda bir medeniyet ölçüsüdür.
Bu nedenle koruyucu ve önleyici mekanizmaların etkin çalışması, risk analizlerinin bilimsel kriterlerle yapılması ve hukuk sisteminin kadınların yaşam hakkını önceleyen bir anlayışla işletilmesi artık bir zorunluluktur.
Laiklik Kadının Güvencesidir
Kadın haklarının gerilediği her dönemde ortak bir gerçek ortaya çıkar:
hukukun zayıflaması ve laikliğin aşınması.
Laiklik yalnızca bir devlet ilkesi değildir.
Kadınların özgür bireyler olarak yaşayabilmesinin en güçlü güvencelerinden biridir.
Eğitimden hukuka kadar toplumsal yaşamın her alanında laikliğin zayıflatılması, kadınların eşit yurttaşlık zeminini de zayıflatır.
Bu nedenle kadın mücadelesi aynı zamanda özgürlük ve demokrasi mücadelesidir.
Türk Töresinde Kadının Yeri
Ancak bu mücadele bu topraklara yabancı değildir.
Türk tarihinde kadın, yalnızca aile içinde değil, devlet hayatında da söz sahibidir.
Türk töresi kadını yok saymaz; onu toplumun onuru ve denge unsuru olarak görür.
Hatunlar devlet meclislerinde yer almış, savaşta ordunun yanında durmuş, barışta toplumun kurucu gücü olmuştur.
Bu nedenle kadınların eşitlik talebi, aslında bu toprakların tarihine aykırı değil; tam tersine o tarihsel ruhun devamıdır.
Türk kadını; çalışkanlığı, iradesi ve yaptığı işe olan inancıyla bulunduğu her alanda üretir, dönüştürür ve yol açar.
Demokrasinin Tamamlanması
Bugün Türkiye’nin ihtiyacı olan şey yalnızca kadınların sorunlarını konuşmak değildir.
Bu sorunları çözecek politik iradeyi ortaya koymaktır.
Kadınların siyasette ve karar alma mekanizmalarında daha fazla yer aldığı bir sistem, yalnızca kadınların değil toplumun tamamının kazanımı olacaktır.
Çünkü eşit temsil olmadan eşit yurttaşlık mümkün değildir.
Eşit yurttaşlık olmadan da güçlü bir demokrasi kurulamaz.
Türk kadını çalışkandır.
Türk kadını inançlıdır.
Türk kadını mücadelecidir.
Bu yüzden bugün verilen eşitlik mücadelesi, yalnızca kadınların değil; daha adil, daha özgür ve daha güçlü bir toplumun mücadelesidir.
Hiçbir kadının geride kalmadığı bir Türkiye mümkün.
Ve o Türkiye, kadınların gücüyle kurulacaktır.
Türk kadını tarih boyunca geri durmadı.
Kurtuluş Savaşı’nda cepheye mermi taşıyan da oydu.
Cumhuriyet’i kuran toplumsal dönüşümün en güçlü taşıyıcılarından biri de oydu.
Bugün de aynı kararlılıkla yürüyen milyonlarca kadın var.
Hiçbir kadını geride bırakmadan yürünecek bir yol mümkündür.
Ve o yol, kadınların yalnızca mücadele ettiği değil, hak ettiği eşitliği tam anlamıyla yaşadığı bir Türkiye’ye çıkacaktır.