Devletler duygulardan münezzeh yönetilmelidir ki, hem olaylara objektif bakabilsinler, hem geleceğe dair projeksiyonları sağlıklı olsun, hem de her soruna ve sorunluya eşitlikçi yaklaşabilsinler. Aslolan, devletin varlığını kendi halkına hizmet için koruması ve bu amaç uğruna kendi çıkarlarını gözetmesidir. Bütünün hayrı için... Kuvvetli kurumlar üzerine inşaa edilmiş bir devletin fertleri güven, huzur ve refah içinde yaşar. Öyle ise yasal olarak güç kullama yetkisine haiz devletin tek kabul edilir yanı; ona vatandaşlık bağı ile bağlı fertlerine ihtiyaçları doğrultusunda eşit ve kaliteli hizmet sunmak, ayrıca dünya nezdinde pasaportlarına da itibar kazandırmaktır. Aksi halde kifayetsiz bir baba evlattan saygı yerine acıma duygusu alır. Ortada gerçek anlamda bir baba ve evlat da olmayınca acıma duygusu söz konusu olmaz, tarih kitaparına yeni bir sayfa, öğrenciye yeni bir ünite doğar.
Gelinen çağda içindeki basıncı birikmiş ve her yanı kapalı bir su tankının, ateş üzerinde olabildiğince şiştiğine tanıklık etmekteyiz. Bugün de patlamaz ise yarın muhakkak patlayacak, ortada ne ateş, ne ocak, ne de onu gözlemleyen kişi bırakacaktır.
Doğal kaynakları tükenmiş veya bencilcesine paylaşılmış bir dünyada etliye, sütlüye karışmadan, suya, sabuna dokunmadan, kokmadan, bulaşmadan kazanım elde etmek gayretleri, iyi temenniden öteye gitmez ve aslında hiç de gitmedi!
Doktrinleri kaleme alanlar, ellerinde 1 gece önceden suda beklettikleri kızılcık sopalarıyla 'Savunma Bakanlığı' tabelalarını 'Savaş Bakanlığı' olarak değiştirmiş iseler, sizin tabelanızda yazan şey konumunuzu ve göğüsleyeceklerinizi belirler. Bu hallerde ne istihbarata, ne yıldız falına ihtiyaç vardır aklı olanlar için...
Zamanında maddi, manevi kaynaklarınızı yerinde kullanamamış, tutarlı adımlar atamamış, neticede oradan, buradan kıstırılmış bir vaziyete düşmüş iseniz ve buna rağmen halen var olmaksa niyetiniz, aklınızın başınıza geç de olsa geldiğini ispat yükümlülüğünüz kapınızı çalıyordur.
Bu işin sonunda ya batacak, ya da çıkacaksınızdır. Böylesine bir seçim ile karşı karşıya kalmak iyi ve istenen bir durum olmasa da, işi buraya hoyratça getirmiş olan sizsinizdir. Konunun daha ciddi olan yanı ise; artık eskiden alışık olduğunuz hata yapma lüksünüzün olmayışıdır.
Bilge Kağan, Ertuğrul, Osman, Timur vs, Türk Birliği için önce kimin üzerine yürüdülerse, nasıl bağlar kurup, nasıl imparator oldularsa, yine izlenecek yol pek farklı değildir. Söğüt- Domaniç'ten yeniden başlamak durumu ortadadır ve diplomasiyi 'o bizden değil, şu buna benzemiyor, bu bizden' gibi yorumlardan uzak kullanmak yerinde ve bilimseldir. Devletin eşit ve objektif bakışı bu konuda burada peyda olur.
'Turan, Turan' diye yollarda haykırarak gezinmeniz, diğer Türk Devletlerinden gizlemiyor 'love bombing' yaptığınızı. Doğal kaynaklarından pay istediğinizi... İktisadi bir kurtuluştan öte başkaca bir aşk beslemediğinizi. Hiç biri değil ise, aidiyet duygularınızın tatmini gerek Maslow'un dediği gibi... İmparatorluklar romantizm ile kurulsaydı Uygur ellerinde kopuz çalar, mağnı okurdu atalarımız. Diyelim ki; bu da bir yöntem... Bakalım Uygur güfteyi beğenecek mi? Güfte tamam, ya ezgi?.. Hepsi uydu, sesiniz kurtarır mı? En sonunda sahnenizi sorgulamazlar mı? Bırakın bu vakit kaybı işleri... Sopan var mı, sopan?..
Şimdilerde ABD'nin, Israil'in vahşetine tanık olmakta isek de, şunu da bir sormak lazım gelir. Paramotorlarla uçup, gençlik konserine konan kelebekler, sırf aynı biçimde inanmıyor diye kafa kesen, vinçlerde insan salıncakları kuran tonton amcalar, ABD'nin şu anda sahip olduğu güce sahip olmuş olsalardı, aynısını yapmazlar mıydı?
Fetih kutlamalarını ihmal etmiyor, geçmişte kurduğumuz imparatorluklarımızla övünüyor ve işin gerçeği gıpta ediyorsak yalana, dolana gerek yok! Gücün yok diye ciğere laf ediyorsun ve kendini kandırıyorsun. Sen içinde emperyal bir güdü saklıyorsun. Bunu işe giderken, toprağı sürerken, araba kullanırken, evlenirken, hayal kurarken yapıyorsun. Yeme beni, kendini, bizi... İçindeki sana sesleneyim. Söğüt-Domaniç'e yerleş!
Bölgede bir İran varlığı Turan hayallerini engelleyen başat unsurdur. Bölgeye yerleşecek ABD ise Kafkaslardan, Hürmüz Boğazı'na kadar uzanan bir interlandda rahat bırakır mı Turan ellerini? Git! Senin olan ve geldiğin yöreye yine hakim ol! Hakkın olan enerji havzalarını idareye koyul. İş madem buraya geldi, yarısı Türk olan bir devlete hamilik etmek de, etrafı Türk olan bir interlanda esenlik sunmak da zaten senin doğal görevin. Yine Turan'ı kuramazsan bil ki güneş sönmüştür.





