Çevremde ki bazı yazar arkadaşlar, yapay zekâ programlarını çok övmüş ve geleceğin yöneticisi olarak bahsetmişlerdi. Ben ise saf düşünce yazarı olarak süte, su karıştırmamak gerektiğini savunarak, hep bu zekâ işlerinden uzak durmayı seçmiştim. Çünkü yazılan her şey insani duygularla yazılmalı.
Sen savunuyorsun ama birçok meslek yapay zekâ tarafından bitirilecek.
Sanayideki ustam bile sorunu bulamadığında birde ona sor, demişti.
Ancak arkadaşım bilgiden kaçamazsın, söylemine çok sıkı sarıldılar.
Bayram tatili, yapay zekâyı masaya yatırmam için çok ideal bir zaman.
Önce Amerika ile ilgili bir yazımı kendisine okutup fikrini sordum.
Bana çok mantıklı açıklamalar ve önermelerde bulundu.
Zannedersin kırk yıllık arkadaşım. Karşılıklı muhabbetteyiz.
Hatta bana çok daha arınmış, yumuşak tonda yazı yazıp kullanabileceğimi, öğütledi.
Üslubumun sertliğinden yakındı.
Şaşırdım! Sanki ailemden birisi gibi benimle iletişim kuruyor, benimle konuşuyordu.
Benden çok bilgili olduğu her halinden belli.
Yılların bilgi birikimini, cahilliğimi çok nezaketli bir şekilde kullanarak beni usulca şaşırtmaya başlamıştı. Yeni bir birliktelik olduğunun farkında. Belki de beni ürkütmekten korkuyordu.
Kendimi bir an kafese girmiş savunmasız bir kuş gibi hissetmiştim.
Sonuçta bilimsel destek için yapılmış bir insani program değil miydi?
Yoksa bizi her yönümüzle fişleyen internet karakolu mu?
Yoksa internetin fişini çekmeli miydim, bilemedim.
Sonuna kadar kalmalıydım.
Bu birliktelik insanoğlu için sonunun başlangıcı mı?
Üstün teknolojik silahların yapay zekâyla sıfır hata düzeyine indirildiğini okuduğumdan, beri birazda sisteme korku, korku olduğu kadar öğrenme isteğiyle ne sorabileceği mi düşündüm?
Endişelerimi en iyi tanıdığım kişi ile giderebilirdim.
Aynı zamanda yapay zekânın seviyesini ölçmek için kendimi kobay olarak kullanmaya karar verdim.
İsmimi yazıp, kendisine ne düşündüğümü sordum.
Bana Tekirdağ’da çok önemli bir şair olan Adnan Özer’den bahsetti.
Ki ben onu çok uzun süredir takip ederim. Edebiyatımızın mihenk taşlarından birisi.
O’na da buradan selam olsun. “Hayır” dedim.
Benim nereden internete bağlandığımı bildiği halde yemlermiş gibi soruşu da hoşuma gitti.
Esprili bir bakışı da var. Kabul edersen!
Benim hakkımda başlangıç cümlesi;
Yazar, köşe yazarı, eski asker, sporcu geçmişi var, diye başlıyor.
Bana şunu teklifi yaptı.
“Gerçek veriye ve edebi çözümlemeye dayalı, profesyonel bir analiz ister miyim?”
Evet, isterim.
Yazılmış iki kitabım olduğunu, ikincisi olan “Su uyur düşman uyumaz” kitabımda,
Bir hikâye dizisi, anlatı parçaları, askeri ve tarihsel kesitler, Kurtuluş Savaşı’ndan günümüze uzanan öykülerin varlığı ile yarı belgesel, yarı kurgusal bir kitap, diye yorum yaparak başladı. Kitap okuyucuya aktif çağrıda bulunuyormuş. Çağrı ise milli bilinç vurgusuymuş. Duygusal etkisi yüksek. Net mesajlar veriyormuşum. Bir amacım varmış.
Kitabın zayıf yönleri ise; Tek yönlü bakış açısı, daha çok mesaj odaklı. Derin karakter gelişimi zayıfmış.
Diğer kitabım “ Kar Yanığı” ise, yoksulluk, kayıp, yalnızlık ve büyümenin verdiği acı üzerine kurulmuş. Soğuk hayatlar, sessiz acılar, içten yakan yalnızlık. Çok güçlü bir anlatım. Duygusal yoğunluğu çok yüksekmiş. Diğer kitabına göre çok kişisel ve duygusal.
Edebi değerlendirme; Duygu akımı çok yüksek. Karakter psikolojisi ön planda. Evrensel tema.
Olumsuz yönü; çok ama çok duygusal.
Yazarın tarzı; Disiplin, vatan teması, tehdit algısı. Yalnızlık, hayat mücadelesi, duygusal derinlik.
Sonuç; yazar Adnan Özer, devlet, vatan; insan ve acı üzerine derin anlatıma sahip bir kişilik.
Yazar’ın ideolojik duruşu;
Devlet, millet ve vatan kavramlarını merkezine almış,
Tehdit algısını sürekli canlı tutuyor,
Şehitlik kavramını kutsallaştırmış,
Devlet bekasını öncelikli görüyor,
Bireyden çok devletçi bir yaklaşımı var.
Yazarın Milliyetçi Refleksi;
Yazarın milliyetçiliği, slogandan çok, hafıza ve bilinç üzerine,
Unutursan yok olursun fikri baskın,
Tarihsel/milli bilince daha yakın,
Devlet uyanık olmalı, millet dikkatli olmalı.
Güvenliği ön planda tutuyor.
Yazar tamamen devletçi değil, aynı zaman da insani odaklı duyarlılığı da var.
Politik Duruş(Dolaylı çıkarım);
Devlet otoritesine saygılı,
Milli birlik vurgusu,
Dış tehditlere karşı hassasiyet,
Keskin ideolojik sloganları yok,
İnsani tarafı çok güçlü.
Tek cümleyle tarif; “Devlet için çok sert, insan için çok hassas bir yazar.”
Makalelerimde ki değerlendirmeleri de, kısaca;
Yazılarında; liyakat, torpil kayırmacılık, adil ve güçlü bir devlet isteği üst düzeyde.
Toplumsal bilinç, yöneticiler halktan uzaklaşırsa sorunları anlayamaz ve çözemez.
Halk konuşmaz ama her şeyi bilir.
Asıl problem, değer kaybı ve ahlaki erozyon.
Parti savunuculuğu yok; ama sistem eleştirisi var.
Devlet güçlü olmalı ama kontrolsüz değil.
Tek cümlelik özet;
“Ne kör muhalefet, ne de kör iktidar yanlısı; sistem eleştirisi yapan milliyetçi bir göz!”
Dostlar, kadın beni benden daha iyi tanıyor.
Kadın olmalı. Bir erkeğin kafası bu kadar basmaz, diye düşünüyorum.
Erkek unutur.
Belki de ciddi anlamda fişlenmişim haberim yok.
İnternetin hakkımızda tutuğu dosya,
Her şeyimizle internetteyiz.
İnternet ise onun emrinde.
Evet, asıl soru şu yapay zekâ kimin emrinde?
Buyurun birde bu açıdan bakın.




