20. yüzyıldan itibaren filmlerle, reklamlarla, dizilerle, haberlerle, yazılı ve görsel bütün iletişim araçları kullanılarak dünyaya pazarlanan Amerikan rüyasının sonu geldi. 21. yüzyıldan itibaren özgürlüklerin kısıtlanması, gelir eşitsizliği, ırkçılık eylemleri, orantısız şiddet, duygu yoksunluğu ve liyakatsiz yönetimler ile önce içeride, sonra da güç zehirlenmesinin sonucu adaletsiz, haksız, hukuksuz eylemleri ile dünyada, ABD emperyalizminin gerçek yüzü ortaya çıktı.
İki dünya savaşından en az hasarla çıkarak, soğuk savaş döneminde çaresiz ve yoksul kalan insanların umudu olan ABD, bugün için insanlığın en büyük hayal kırıklığıdır. Emperyalist büyük sermaye sahiplerinin kuklası durumundadır. Birkaç yıl içerisinde dünyada ekonomik, teknoloji ve askeri güç liderliğini ele geçireceği öngörülen Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC), bugün ABD’nin en korkulu rüyasıdır. Çin’le giriştiği ekonomik savaşı kazanmak için yaptığı katliamlarla, gerçekte kaybettiğini göremeyecek kadar yanılgı içindedir. İçinde bulunduğu borç batağından çıkabilmek için en yakın müttefiklerini dahi her gün değişen gümrük vergileri ile tehdit ederek yalnızlaşmaktadır.
ABD Başkan ve yöneticilerinin önemli bir kısmı, Epstein skandalı kapsamında bulaştıkları pislikler nedeniyle İsrail Devleti ve global kapitalist sermaye sahibi Yahudi şirketlerine teslim olmuştur. Bebek, çocuk, kadın gözetmeden İsrail’in Gazze’de uyguladığı soykırıma sınırsız silah, araç, gereç, bomba ile destek vermektedir. BM’de masum insanlara yapılan katliamları savunmakta, Irak’ta sözde kimyasal silahları, İran’da nükleer tesisleri, Suriye’de insan haklarını bahane edip her gün onlarca bomba, roket, füzeyi masum insanların üzerine atmakta, terörist örgütleri desteklemekte, İran’da 175 kız çocuğunu öldürüp biz yapmadık, İran yaptı diyecek kadar alçalmaktadır. AB ülkelerini, İngiltere’yi, Türkiye ve Azerbaycan’ı, müttefiki körfez ülkelerini, hatta PKK teröristlerini İran’a saldırtmak için her türlü hile ve yalana başvurmaktadır. Daha da komiği, Beyaz Saray çalışanları ile oval ofiste yapılan ve televizyonlara servis edilen dini ayinlerle sözde Allah’ı ve Hristiyan dünyasını aldatmaya çalışan ABD’nin çaresizliği, tüm dünyanın gözleri önünde sergilenmektedir.
İsrail cephesinde yaşanan katliamlar ise çok daha acı verici ve ders niteliğindedir. 1933 yılında Almanya’da Adolf Hitler ve Nazi Partisi’nin iktidara gelmesiyle başlayan ve 1945 yılına kadar süren Almanya ve Avrupa’daki Yahudilere yapılan sistematik zulüm ve katliamlar uluslararası kamuoyunda nefret ve üzüntüyle karşılanmıştır. Ancak benzer katliamlar ve masum insanlara uygulanan zulüm, bugün sözde kutsal toprakları ele geçirmek gibi saçma sapan inanışlarla İsrail devleti tarafından uygulanmaktadır. Tanrı’nın insanları birbirine düşman ederek savaştırarak, öldürterek, Yahudilere ayrıcalıklı davranıp onlara kutsal topraklar vadetmek gibi akıl dışı söylem ve eylemler gerekçe gösterilerek yapılan şantaj, tehdit ve katliamların elbette karşılığı olacaktır.
Bugün Gazze’de, Lübnan’da, İran’da ABD ve İsrail’in katliamları devam etmektedir. İran’ın öngörülemeyen direnişi, ABD’yi çıkmaza sokmuş, savaşı bitirmeye İsrail ile birlikte karar vereceğiz diyerek, teslimiyetini ve girdiği tuzaktan en az zararla çıkmanın çaresini aramaktadır. Dünyada Petrol fiyatlarının artması, Ortadoğu’da ABD üslerine yapılan saldırılar sonucu yaşadığı maddi ve insan kayıpları, Ortadoğu ve dünyada güvenilirliğini kaybetmesi ABD’nin maddi ve manevi zarar hanesine yazılmıştır. Körfez ülkelerine silah satarak, dünyada petrolün rotasını kontrol ederek, gümrük vergileriyle oynayarak ekonomisini düzeltmeyi ve zararını kara dönüştürmeyi amaçlayan ABD, giderek çaresizliğe ve yalnızlığa sürüklenmektedir. Akıl dışı politikalarla Irak’ta, İran’da, Suriye’de, Lübnan’da, Güney Amerika’da, Artrik okyanusunda veya dünyanın herhangi bir bölgesi ve ülkesinde uyguladığı tehdit ve eylemler, sadece Çin ve Rusya’nın liderliğini pekiştirmektedir.
Türkiye’nin çevresindeki savaşlar ve kurulan tuzaklardan etkilenmeden, devletin bekasını korumak ve milletin refahını artırmak için takip etmesi zorunlu olan yolu, ABD ve yandaşlarının emperyalist tuzaklarına boyun eğmeden, özgürlük ve bağımsızlığını koruyarak, akıl ve bilim merkezli modernleşme ile üretimden geçmektedir. Bu amaçla uygulanması gereken yöntem, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu lideri Atatürk’ün devrimlerine geri dönmektir. Kısaca Yeniden Türk Devrimleridir. Bu devrimlerin özeti aşağıdadır.
1. Çağdaş Devlet Yönetimi: Tek adam yönetimi- ben bilirim- anlayışı yerine tüm ülkeyi temsil eden Türkiye Büyük Millet Meclisinin kararlarıyla ülke yönetilmeli ve denetlenmelidir. Bu amaçla Türkiye Büyük Millet Meclisi danışma ve denetleme görevine yeniden kavuşturulmalı, “Çağdaş Devlet Yönetimi’ne süratle geçilmelidir. Böylelikle Türk Milletine sorulmadan yürütülen sözde terörsüz Türkiye söylemleri ile ülkemizi teslim alma ve bölme amaçlı ABD projeleri de engellenecektir. Ben ekonomistim diyerek yapılan liyakatsiz uygulamalara derhal son verilmelidir. Devletin tüm üretim, haberleşme, ulaştırma, savunma, tarım, arazi, fabrikalar vb. varlıklarını satarak, sorgusuz sualsiz yabancıları (özellikle de Suriyeli Arapları) Türk vatandaşı yaparak, değerli tarım ve orman alanlarını, zeytinliklerimizi maden şirketlerine devrederek, dış politikada uygulanan tutarsız ve yanlış tercihlerle Devletin bekası tehlikeye atılmıştır. TBMM devletin geleceğini tehlikeye atan bu tür uygulamalara derhal son vermeli, sorumlularını yargılamalıdır.
2. Çağdaş eğitim: İyi eğitilmiş insan bir ülkenin en önemli güç kaynağıdır. Eğitimin birinci amacı vatandaşlara ortak ulus bilinci vermek olmalıdır. Bu amaçla okullarda emperyalist ülkelerin ürettiği sahte ve zorlama tarih kuramları yerine, Atatürk’ün Türk Tarih Kuramı okutulmalıdır. Sanayi ve teknolojinin, akıl ve bilimin, modernliğin, kalkınmanın temel bileşeni çağdaş eğitimdir. Eğitimde teslimiyetçi hurafelere dayanan dinci uygulamalara derhal son verilerek laik ve akıl bilimlerine yer verilmelidir. Müfredattan din eğitimi dersi kaldırılmalı, yerine bütün inançları konu alan din bilgisi ve Ahlak dersi konmalıdır. İmam hatip okulları kapatılarak meslek liselerine dönüştürülmeli, tarikat ve cemaatler okullardan derhal uzaklaştırılarak kapatılmalı ve yerlerini devletin ayırım yapmadan tüm topluma hizmet vereceği okullar, ücretsiz yurtlar, hastaneler, aşevleri vb. kurumlar almalıdır. Atatürk’ün Kurtuluş Savaşımıza ışık tutan ve bizzat kaleme alarak TBMM’de okuduğu Büyük SÖYLEV(NUTUK)’i, ayrı bir ders konusu olmalıdır.
3. Toplumcu Kalkınma; Türkiye Cumhuriyeti’nin kalkınmasında çok önemli yeri olan Devlet Planlama Örgütü yeniden çalışır duruma getirilmelidir. Özel girişim desteklenmekle birlikte, özel sektörün karlı görmeyerek veya sermaye yetersizliği nedeniyle girmediği stratejik önemdeki sanayi, teknoloji veya savunma amaçlı tesisler devlet tarafından inşa edilmelidir. Böylelikle öz kaynağa dayalı kalkınma hız kazanırken, işsizlikte en aza inecektir. Gerek özel sektör gerekse kamu yatırımlarında ileri düzeyde teknoloji ağırlıklı yatırımlara önem ve öncelik verilmelidir. Türkiye bilgi çağının öncü ülkeleri arasına girmelidir. Tarımda yerli tohumculuk diriltilmeli, kooperatifleşme ve meslek okulları yaygınlaştırılmalıdır. Yurttaşların dışa bağımlı tüketim alanlarında yerli ürünleri tercih etmeleri için eğitim ve tanıtım çalışmaları yapılmalıdır. Türk Devletler Birliği içinde Türk Ortak Pazarı kurularak Türk dünyasının kalkınması ve zenginleşmesi desteklenmelidir. Devlet ihaleleri çıkar amaçlı kurulan şirketler yerine, hakkeden şirketlere verilmelidir. Üretim ve büyümeden elde edilen gelir, yatırım ve ARGE payları düşülerek topluma refah payı olarak dağıtılmalıdır.
4. Bilim Bilinci: Din kişilerin vicdanlarında kalmalı, Devlet din dayatmamalıdır. Devletin din dayattığı yönetimlerde hem devletler yıkılmış hem din zarar görmüş, hem de ülkeler emperyalistlerin esiri olmuştur. Türk Ulusu yeryüzünde tarım uygarlığını başlatan, uygarlık ve insani değerleri dünyaya öğreten ulustur. Zaman içinde akıl ve bilim yolundan uzaklaşılarak emperyalist tuzakların yerleştirdiği dinci hurafeler peşinde koşmak, çöküşleri ve geri kalmışlığı da beraberinde getirmiştir. Sanayi devrimini kaçırarak sanayi toplumlarının sömürgesi olunmuştur. Şimdi çağ, bilgi çağıdır. Türk milleti bilgi çağında; eğitim, alt yapı, sanayileşme, teknoloji, yapay zeka vb. üretimin her alanında yer almalıdır.
5. İleri Demokrasi: Türkiye Cumhuriyeti Devletiyle, ülkesiyle, ulusuyla bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir, bayrağı ay yıldızlı bayraktır, başkenti Ankara’dır. Cumhuriyetin ulaşılması gereken amacı demokrasidir. İleri demokrasi, yurttaşların kendi seçtikleri kişiler aracılığıyla kendi kendilerini yönetmesi demektir. Seçimler kadar önemli olan ülkede özgürlüklerin varlığıdır. Katılımcılık çağdaş demokrasinin önemli bir kavramıdır. Çoğulculuk ise demokrasinin ileri bir adımıdır. Seçimlerin demokratik olabilmesi için öncelikle siyasi partilerin eşit koşullarda yarışmaları gerekir. Kamu bütçesinden partilere para aktarılmasına son verilmelidir. Siyasi çalışmalarda kamu kaynaklarının kullanımı yasaklanmalıdır. Milletvekilleri ve belediye başkan adaylarını genel başkan değil parti üyeleri seçmelidir. İleri demokrasi, eğitimle paralel yürütülmelidir. Düşünce özgürlüğü gelişmenin temelidir. Toplumun her kesiminden insanlar bulundukları her yönetim kademesinde düşünce ve önerilerini açıkça ve korkmadan ifade edebilmelidir.
TÜRK DEVLETİNİ ÖZGÜR VE BAĞIMSIZ KILARAK AKIL VE BİLİM YOLUYLA ÇAĞDAŞ MEDENİYETLER SEVİYESİNE ÇIKARACAK, TÜRK MİLLETİNİ SONSUZA KADAR GÖNENÇ İÇİNDE YAŞATACAK TEK YOL YENİDEN TÜRK DEVRİMLERİNİ UYGULAMAKYIR.





