KÜLTÜR SANAT
Toyuklu Yaşam Felsefesi Bölüm II "Tavuklara Veda Hutbesi"
Bir kümes, birkaç tavuk ve ardında kalan koca bir yaz. Mizah, ironi ve içtenlikle kaleme alınmış bu yazı; Memet Erdem Toraman hikâyesidir.
08 Şubat 2026 13:41
SON GÜNCELLEME: 08 Şubat 2026 13:59
  • Dinle
  • A+
    Buyut
  • A-
    Kucult
Toyuklu Yaşam Felsefesi Bölüm II

 

 

Sevgili Tavuklar; Sizleri ilk edindiğim gün daha dün gibi aklımda. Hele ‘ah şu da benekliymiş’ dediğim… Tamam, hakkınızda biraz kişisel fayda odaklı hayaller kurmuş olduğum doğrudur. Ama konforunuzu da ihmal etmemeye son derece özen gösterdiğim göz ardı edilemeyecek bir gerçektir. Somuttur, sabittir!.. Yani içerisinde bulunduğumuz şu vahim günlerde, memleket fertleri olarak düşünce tarzımız, ''çalıyor ama çalışıyor'' şeklinde olduğuna göre, bu kanıksanmış durum itibariyle; iki ya da üç yumurtanızı çalmışsak, karşılığını da kat be kat vermeye gayret ettik. 

 

Siz de biraz insan gibi varın sığ düşünün tavuk kardeşlerim. Hem mutluluk belki de burasındadır işin... Sosyal şartlarınız, biz insanların çoğundan iyi bile sayılır. Memleketin madencilerini hayal edin su serpecekse acılarınıza. İşçinin, emekçinin halini düşünün. Bitlendiğinizde size verdiğim sağlık hizmetini alamadı okullarında dağıtılan sütten zehirlenen yavrucaklar. Hızımı alamayıp bir rezidans olarak inşa ettiğim kümesiniz, önünüzde yeminiz ardınızda vitamininiz. Kaçmasanız masaj bile yapacakti ağabeyiniz. Arada suyunuza bir şeyler damlattık kabul. Korkup kaçışmanızı anlıyorum. Ama neticede Türk Filmleri’nin kötü niyetli adamlarının muhteviyatı değildi ya damlattıklarımız. İyiliğiniz, mutluluğumuz içindi. 

 

Bakın kendinize şöyle bir. Biliyorum boynunuz üç yüz altmış derece dönebiliyor. Erinmeyin! Hiç biriniz hasta oldunuz mu? Kışın aranızdan yakalayabildiklerime atkı takmışlığım var. Bana yaranmak için size kazak örmeye çalışan hatun kişiler oldu. Çok davetten, yeminizi ve suyunuzu kontrol etmek için ayrılmışlığım var. Horoz Ajdar arya söylüyor sayemde. Anayasal hakkımız olan seyahat özgürlüğümüzü, kendi memleketimizde, bir yerden bir yere gitmek için bizler kullanamazken, size şuraya buraya girmeyin, yapmayın, etmeyin diyen oldu mu? Arada salladığımız taşlar, bırakın öldürmeyi, yaralamak amaçlı bile değildi. Maksat sadece ürkütmek olsun. Ha bu demek değildir ki psikolojik bir saldırı. Burada dikkat çekilen husus, sadece bostanın da yaşama hakkı. Hem ne insandan başkanlar var mevkidaşlarının toplantısında kapıdan içeri sokulmuyorlar. Siz şükredin halinize. Zira tavuğumuza da ‘kışt’ dedirtmedik. Bizim evimizin tavuklarıydınız, sizi ezecek arabanın, size saldıracak köpeğin bizimle ciddi imtihanı vardı. Ha bir de ev arkadaşınız güzel kurt Zeyna sayesinde, sizi koruyan bir düşman duygusunu tattırdık. İtibarınız da kıyaktı hani. 

 

Envai çeşit duygular tattınız, sabahın köründe avaz avaz bağırdınız, hiçbir insana gösterilmeyen musamahaya layık görüldünüz. Sizinle aynı saatte bir insan evladı bahçemde bağırsa vay haline. Bizler bugün medeniyetin kucağında el ele dolaşamazken, bahçede, evin göbeğinde umarsızca ve şehvetle çiftleştiniz de en çok iki saniye gözümüz takıldı. Hiç ayırdık mı? Elde değnek kovaladık mı? Su sıktık mı? Hakkınızda yasal işleme başvurduk mu? Bin bir emek ve tonlarca su harcadığımız üzümlerden biz yemedik, yedirdik. Neyse!.. Tamam iki arkadaşınız sizlere ömür. Ama tabiatın düzenine de ne kadar teşekküllü girişsek, mani olamıyoruz. Bizimkisi alın , sizinkisi ibik yazısı. Ha, gideceğiniz yerde tavukluğa bir fıtrat biçildiyse bilemem. 

 

Artık sizlere bakmakla mükellef olanın tasarrufu olacaktır akibetiniz . Lakin o kuluçka makinesinden hiç çıkmamış da olabilirdiniz. Mürdüm eriklerini gagalamamış, hiç bostan yağmalamamış, hiç güve didiklememiş... En son , karpuz kabuğu ve roka savaşı yapıyordunuz ya, el insaf. Bundan sonrasında yaşadığınız her gün , bundan öncesinde de olduğu gibi kardır. Sizleri sattığım için vicdanımı da rahatlatmaya çalışmıyorum. Şayet bu söylediklerimden birisi vuku bulmamış ise gelin yüzüme karşı ‘gıdak’ deyin. Diyemezsiniz!.. Harika bir yaz geçirdiniz. 

 

Neticede Marmaris'te idiniz. Denize girmediyseniz şayet sizin sorununuz. Yasak etmedik. Uçup barlar sokağına konmadıysanız elimden ne gelir? Kanatlarınızı mı bağladık? Jip safari için de şartlarınız uygun değildi malum, ama yine de iyi güneşlendiniz. Kesmedik, kesemedik, kestirmedik. Vicdanımız elde, suyunuza çorba içemedik. Etlerinizi didikleyip, pilava katamadık. Ama bir kafamıza etmediğiniz kaldı. O da uçamayan bir kuş olduğunuzdan. Tersinize basmamak için balet olduk, parmak ucunda gezdik. En son sarmaşıktan sarmaşığa atlıyorduk, maymun ettiniz. Bir başak burcu olarak bu sabrımı da göz önünde bulundurmanızı istirham ediyorum. Biraz anlayışı herkes hak eder. Evet açıklıyorum. Hepinizi bir kalemde sattım. 

 

Alan kişinin de burcunu hiç sormadım. Niyeti, merakımı kabarttıysa da, bilmemenin beni daha mutlu edeceği içime doğdu. Her ne şekilde bir yaşam, ya da yaşam sonu sürecine girecek olsanız da, cana can katacağınız aşikar. Kümesinizi kiraya versem yeridir ama kalan vitaminlerinizi ben içmeyeceğim. Sizi bu denli acıktırıyorsa beni kim bilir ne hale getirir? Bir vücut geliştirme merkeziyle temastayım belki işlerine yarar. Olur ya, fırsatını bulursanız, bayramlarda gelip kuluçka makinenizi ziyaret edebilirsiniz. Neticede cennet kuluçka makinalarının rezistansları altındadır. 

 

Ardınızda da hatırı sayılır izler bıraktınız. Yokluğunuzda dahi bahçede didiklenmiş her domatesi, salatalığı ve bağı kopmuş her karpuzu, kavunu gördüğümde sizi her an anacağıma emin olabilirsiniz. Ayrıca pisliğinize basmadan bahçede gezmek ne mümkün? Her kaydığımda aklımda siz olacaksınız. Tahribatınıza şahit olmadan bir yemiş ağacını sulamak ne zor? Gideceğiniz andan itibaren, fiziki ve psikolojik toparlanmamız, sanırım bir sene kadar vakit alır. 

 

Ama and içtik unutacağız. İkrah etmiş olmamızdan mütevellit artık mangalda soslu kanat, yumurta, tavuk suyuna çorba gibi varyasyonları, besin zincirimizden çıkartacağımızı bilin istedim. Aşağı bahçeye sinmiş kokunuzu her duyduğumuzda giden sevgiliye lanet okurcasına ayinler düzenleyeceğiz. Ayrıca geldiğiniz günün haftası başlayan tiklerimizden, kurtulabilme ümidimiz bile var. Bir Yehova şahidinin ağlama duvarındaki hallerine bürüneceğiz kafes tellerinizin önünde. Ama yemin olsun, yanaklarımızdan süzülen mutluluk göz yaşları olacak.. Bakarsınız ortaya karışık yapar, arada folluklarınızı taşlarız. Neticede şu yazıyı girişe yazdıracağız. ''Bir zamanlar burada bir kümes vardı''...